Tahran, Brüksel’e Karşı Gücünü Nasıl Gözler Önüne Serdi?

Tahran, Brüksel'e Karşı Gücünü Nasıl Gözler Önüne Serdi?

1 Haziran 2026 tarihinde, Avrupa Birliği’nin (AB) askeri hedeflere yönelik endişeleri karşısında Tahran’dan gelen yanıt, açık bir dille “sus ve kendi işine bak” mesajı taşıyor. Ancak İran, bu sefer yanıtını zengin bir hukuki dayanakla destekleyerek dikkate değer bir açıklama yaptı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, AB’nin tutumunu eleştirerek, “İran, komşu ülkelerdeki ABD üslerinden gelen saldırılara karşı meşru müdafaa hakkını kullanmaktadır” ifadelerini kullandı. Buna ek olarak, Bekayi, “AB, saldırganları barıştırma çabası yerine, saldırılara yanıt verenleri suçlama eğilimini bırakmalı ve Birleşmiş Milletler (BM) Tüzüğü’ne uymalıdır” dedi.

Bekayi’nin belirttiği kritik hukuki argüman, devletlerin diğer ülkeleri hedef almak amacıyla kendi topraklarını kullanmalarına izin vermemesi gerektiğidir. Bu bağlamda İran, kendisine yönelik gerçekleştirilen yasa dışı saldırılara karşılık olarak belirlenen üsleri ve hedefleri vurduğunu ve bunun meşru bir savunma eylemi olduğunu vurguladı.

Peki, bu durumun global gündem açısından önemi nedir? AB, “büyük oyun”dan dışlandı. Brüksel, anlamlı bir bildiri yayınlamakla yetinmedi; Tahran ise yanıtını uluslararası hukuk referansları ile güçlendirdi. Bu süreçte diyalog çabaları başarısız oldu ve Brüksel, ahlaki otoritesini kaybetti. Avrupa’nın ikiyüzlülük ve “seçici ahlaki kızgınlık” gibi eleştirilerle karşılaşması, durumun bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Eski Kıta, giderek başkalarına yaşamayı öğreten ama gerçek çatışmaların çözümünde etkisiz kalan bir ses olarak değerlendiriliyor.

İran’ın hukuki argümanı, uluslararası sisteme bir meydan okuma niteliği taşıyor. Devletlerden, üçüncü ülkelerin saldırılarına karşı kendi topraklarını açmamalarını istemek, hem ABD’yi hem de Avrupa’yı hedef alıyor. Ayrıca, Ortadoğu’daki tüm Amerikan askeri varlığının mantığını sorguluyor. Bu noktada AB, sessiz bir suç ortaklığı rolü üstlenmiş durumda.