İsviçre basınından Türkiye’nin özeti: “Zor bir denge. Doğu ile Batı arasında Türkiye”

Seçim tarihi yaklaştıkça dünyadaki çeşitli basın kuruluşları Türkiye’deki seçim atmosferini yakından takip etmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimlerde alacağı oy oranı, olası seçim kaybı, muhalefetin seçimi kazanması durumunda Türkiye’nin değişikliğe gideceği politikaları, dünya basınının satırlarında yer alıyor.

İşte dünya basınında Türkiye gündemi…

ABD BASINI

AL MONITOR: “TÜRKİYE’NİN MUHAFAZAKAR GENÇ KADINLARI ERDOĞAN’I VE AKP’Yİ TERK EDECEK Mİ?”

Siyasi analistlere göre 14 Mayıs’taki seçimlerde 20 yıllık iktidarının en zorlu sınavlarından birini verecek olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), en önemli dayanaklarından biri olan muhafazakar kadınlar arasındaki üstünlüğünü kaybediyor. Sosyal Demokrasi Vakfı Başkanı Rasim Şişman’ın Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre 1.067 kadınla yapılan bir anket, 2018 seçimlerinde iktidar partisine oy veren kadınların sadece yüzde 68,7’sinin yeniden bu partiye oy vereceğini ortaya koydu.?Rapor, Alman Friedrich Ebert Vakfı ve Panaliz Anket ve Araştırma Şirketi iş birliğiyle hazırlandı.

Ankete göre bu oranın yüzde 7,8’i muhafazakar kadınları aktif olarak destekleyen ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisine (CHP), yüzde 2’si ise genel başkanı ya da eş başkanı kadın olan iki siyasi partiden biri olan milliyetçi İYİ Partiye gidecek. SODEV anketi, 14 Mayıs’ta cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turuyla aynı anda yapılacak olan meclis seçimlerinde nasıl oy kullanacakları konusunda yüzde14’lük bir kesimin kararsız olduğunu ortaya koyuyor. Şişman ve ALF anket ve araştırma şirketinin direktörü Ali Süslü, kadın oylarının ağırlıklı olarak CHP ve İYİ Parti gibi büyük partilere gideceğine inanıyor. ALF tarafından ocak ayında yapılan bir anket, kadın seçmenler arasında geleneksel olarak birinci parti olan AKP’nin, -geçen ay kadın düşmanı gündemleri olan iki İslamcı partiyle yaptığı tartışmalı ittifaktan önce bile- CHP’nin (yüzde 29,2) ardından ikinci parti (yüzde 26,5) haline geldiğini gösteriyor.

Araştırmada İYİ Parti kadın oylarının yüzde 18,8’ini alırken, AKP’nin uzantısı DEVA yüzde 3,8 ile Devlet Bahçeli’nin ataerkil Milliyetçi Hareket Partisinin (MHP) biraz üzerinde yer alıyor. Kürt yanlısı Halkın Demokrasi Partisi (mecliste en fazla kadın milletvekiline ve bir kadın parti eş başkanına sahip) oyların yüzde 7,4’ünü alıyor. Kadınlarla ilgili ikinci bir anketin yolda olduğunu söyleyen Süslü, muhafazakar HÜDA PAR ile Yeni Refah’ın ittifakının ardından AKP ve seçim müttefiki MHP’den kopmaların devam edeceğini öngördü.

Genç muhafazakar kadınların oylarını nereye verecekleri sorusu popüler kültürde “Nursema kime oy verecek?” sorusuyla somutlaştı. “Kızılcık Şerbeti” adlı siyasi içerikli TV dizisinin bir karakteri olan Nursema, tertemiz başörtüsü, İslam hakkında derin bilgisi, soğukkanlı tavrı ve iğneleyici diliyle genç, burjuva bir Müslüman kadının vücut bulmuş hali olarak sunuluyor.?Hat sanatçısı olarak uluslararası bir kariyer hayali, varlıklı muhafazakar ailesinin onu “dindar bir ailenin” oğluyla evlenmeye zorlamasıyla paramparça olur; bu ailenin oğlu düğün gecesi önce ona tecavüz etmeye kalkışır, sonra da onu pencereden aşağı atar. Dizinin Sünni inananları tasvir etmesi ve dizide Nursema’ya yardım etmek için toplanan “liberalleri” yüceltmesi nedeniyle bazı muhafazakar gazete ve köşe yazarlarının şikayette bulunmasının ardından dizi, Türkiye’nin medya izleme kuruluşu RTÜK tarafından “kadına yönelik şiddeti teşvik ettiği” gerekçesiyle cezalandırıldı.

Siyasetçiler de olaya el attı. CHP’nin kıdemli üyelerinden Gürsel Tekin, “Eğer Erdoğan kazanırsa Nursema’nın beyanı esas olmayacak. Evlendiği gün eşini camdan atan ruh hastası korunacak. Eğer Kılıçdaroğlu kazanırsa Nursema’nın beyanı esas olacak, bu ruh hastası hesap verecek, Nursema boşanacak, nafaka alacak ve yeni bir hayat kuracak.” diye tweet attı. Toplumsal cinsiyet ve yoksulluk uzmanı Sehide Zehra Keleş, “Genç dindar kadınlar, AKP’den hızla kopuyor. Ancak AKP’den kopmak her zaman muhalefet partilerine yönelmek anlamına gelmiyor.” dedi. Müslüman feminist kadın derneği Havle ile yakın çalışan Keleş, sol görüşlü Politik Yol’daki köşesinde şöyle yazdı: “Siyasi partilerin hepsi başörtülü aday gösterecek ancak bu ikna edici olmaktan uzak hatta yeterli bile değil. Siyasi partiler (başörtülü) Nursema’nın oyları için yarışırken, Nursema şiddete maruz kaldı, diğer (siyasi) kamplardan kadınlarla ittifaklar kurdu ve artık kendini dar tanımlara bağlı hissetmiyor. İhtiyacı olan şey bir özgürlük ve bir arada yaşama alanı.”

“Seçim Nasıl Kazanılır?” kitabının yazarı Şeyda Taluk, AKP’nin artık muhafazakar kadınların oylarını hafife alamayacağı görüşünde. Al-Monitor’a konuşan Taluk, “AKP tabanda yürüttüğü enerjik çalışmalarla ülkenin dört bir yanındaki muhafazakar ev kadınlarıyla güçlü bağlar kurdu, onlara bir ağ, sosyalleşme fırsatları ve kızlarının daha iyi bir hayata sahip olabileceği umudu sundu.” diyor. “Ama nesil değişti. Başörtülü genç kadınlar, artık hükümet değişirse başörtüsü yasağının geri döneceğinden korkmuyor. Yolsuzluk, kayırmacılık ve eşitsizlik hikayeleri dindar ev kadınlarının cesaretini kırıyor. Tüm kadınlar yüksek hayat pahalılığının sıkıntısını hissediyor.” Reçel gibi yeni platformlarda görüşlerini dile getiren genç Müslüman kadınlar, AKP’nin aile ve annelik konusundaki görüşlerine katılmıyor. Ayrıca partinin ataerkil yapısının kendilerini ne partinin ne de iş dünyası ve medyadaki yandaşlarının karar alma süreçlerine dahil etmeden “asker” olarak kullandığından şikayetçiler.

Taluk, “Hem AKP hem de bazı muhalefet partileri, Ankara’nın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin gerçek etkisini kavrayamadılar. Pek çok erkek siyasetçi konuyu tabana dokunmayan entelektüel bir tartışma olarak küçümsedi. Ama yanıldılar. Bu, AKP’nin kadın seçmenleriyle ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu.” dedi. Taluk, meclis seçimlerinde AKP’nin oyları düşse bile Erdoğan’ın muhafazakar kadın seçmenler arasında hâlâ popüler olduğu uyarısında bulunuyor. Benzer şekilde İstanbul merkezli anket şirketi Türkiye Raporu’nun Mart Raporu’na göre cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kadınların yüzde 45,1’i Erdoğan’a, yüzde 34,5’i Kılıçdaroğlu’na oy vereceğini söylerken, erkek seçmenlerin yüzde 34,7’si Erdoğan’a, yüzde 46,7’si Kılıçdaroğlu’na oy vereceğini belirtti. Aynı ankete göre Kılıçdaroğlu yüzde 47 ile Erdoğan’ın yüzde 7 önünde yer alırken, yüzde 5,4 ise kararsız.

ALMANYA BASINI

NEX24: “TÜRKİYE… MUHALEFET SEÇİMLERE İKİ PARTİYLE KATILIYOR”

Türkiye’nin ana muhalefet bloğu olan Millet İttifakı, seçimlere CHP ve İYİ Partinin liderliğinde katılacak. Buna göre de diğer dört parti, CHP listesinden aday adayları gösterecek. Türkiye’nin altı partiden oluşan ana muhalefet bloğu olan Millet İttifakı, 14 Mayıs’ta yapılacak milletvekili seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İYİ Partinin listelerinden girecek. Diğer dört parti olan Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA ve Gelecek Partisi, milletvekili adaylarını CHP’nin listesinden gösterecek.

Partiler, protokollerini 7 Nisan’da Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) sundu. Yedek aday isimlerinin YSK’ya bildirilmesi için son tarih 9 Nisan’dı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek YSK önünde, “Bugün seçim ittifakı için ek bir protokol sunduk. CHP ve İYİ Parti kendi logolarıyla seçime katılacak. Diğer dört parti ise CHP listesi üzerinden seçime katılacak.” açıklamasında bulundu. 14 Mayıs’ta Türkiye’de meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. Muhalefetin büyük bir kısmı, CHP liderliğinde altılı bir ittifak oluşturdu.

Görevdeki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslami muhafazakar AKP ile milliyetçi MHP ve küçük bir parti olan BBP ile ittifak halinde seçimlerde yarışıyor.

İNGİLTERE BASINI

THE SUNDAY TIMES: “TÜRKİYE’NİN 74 YAŞINDAKİ BİLGESİ KEMAL KILIÇDAROĞLU, ERDOĞAN DEFTERİNİ KAPATMAK İSTİYOR”

Kemal Kılıçdaroğlu çocukken dahi aşırı derecede sessizdi. Altı kardeşi Türkiye’nin doğusundaki ücra dağlarda, yolları bile olmayan taş evlerinin yakınındaki meralarda koşturup oynarken o sakin kalarak kendini okumaya verirdi. Dersimli kitapsever çocuk şimdi Türkiye Cumhurbaşkanı olma yarışında siyasi düşmanı, gösterişli ve aşırı popülist Recep Tayyip Erdoğan ile kafa kafaya. Kılıçdaroğlu’nun ağabeyi 76 yaşındaki emekli öğretmen Yusuf Ziya yazlığının dışında bir ayva ağacının gölgesinde otururken “Artık hiç olmadığı kadar yakın. (…) Özgürlük ve demokrasi için kazanmak zorunda.” şeklinde ifade ediyor. Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerini kazanması, Türkiye’nin yirmi yıllık daha gürültücü, daha otoriter yönetimine karşı sessiz çalışmanın, uzlaşının ve birliğin zaferi olarak çarpıcı bir siyasi galibiyet olacaktır. Eşi Selvi ile Ankara’da mütevazı bir apartman dairesinde oturan emekli kamu görevlisi, Erdoğan’ın Ankara’da yaptırdığı 1.150 odalı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı üniversiteye dönüştürme sözü verdi. Laik muhalefet partisi CHP’yi Genel Başkan olduğu 2010 yılından bu yana birçok seçim yenilgisine sürükledi ancak şu anda anketler onu yaklaşık yüzde 44 oyla Erdoğan’ın biraz önünde gösteriyor. Ne var ki ilk turda kazanmak için oyların yüzde 50’den fazlasını alması gerekecek.

CHP içindeki bir kısım muhalifler ve geniş anlamda muhalefet, onun çok yaşlı, çok sessiz ve kazanamamayla çok ilişkili olduğunu söylüyor. Erdoğan’ın ya da CHP’nin yükselen yıldızı İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kişisel karizması kendisinde yok. İsminin açıklanmasını istemeyen CHP’nin müttefiki bir politikacı “Kılıçdaroğlu’nun aday gösterilmesi dar görüşlülük ve nasıl saplanıp kaldıklarını, bu statüsel zihniyetin içinde nasıl takılıp sıkıştıklarını gösteriyor. Her zaman kaybeden bir ismi her zaman kazanan bir ismin karşısına çıkarın.” dedi. Ancak Kılıçdaroğlu’nun destekçileri onu artık vakti gelmiş kurnaz ve usta bir siyasetçi olarak görüyor.

Erdoğan’dan soğuyan üst düzey bir Türk iş insanı “Belki de Türkiye yeterli karizmaya sahiptir.” şeklinde konuştu. Kılıçdaroğlu 2017 yılında başarısız darbe girişiminden sonra toplu tasfiyeleri ve tutuklamaları protesto etmek için Ankara’dan İstanbul’a binlerce destekçisiyle birlikte yürüdü. Bu yürüyüş Gandi’nin tuz yürüyüşüne benzetildi. O dönem bana yaptığı açıklamada Erdoğan’ı kastederek “Önümüzde bir duvar var. Türkiye’ye demokrasiyi geri getirmek için bu duvarı yıkmamız gerekiyor.” demişti. Toplumdaki korku iklimini ortadan kaldırmak istiyordu. Geçen ay Kürt yanlısı HDP’nin de üstü kapalı desteğiyle milliyetçiler, İslamcılar ve laikler de dahil olmak üzere altı muhalefet partisini birlikte olmaya ve Erdoğan’a karşı sadece kendisini aday çıkarmaya ikna ederek belki de kariyerinin en büyük siyasi zaferini kazandı.

CHP’nin önde gelen isimlerinden biri “Ülkeye gerçek ve hakiki bir değişim getirmek istiyor. Orkestranın şefi. Cumhuriyeti değiştirmek ve gerçek bir birlik mesajı getiriyor.” diye belirtti. Şii İslam’ın bir kolu olan ve hümanizmi, barışı ve cinsiyet eşitliğini savunan Alevilik inanç sisteminden biri olan Kılıçdaroğlu kazanması halinde Türkiye’nin Sünni olmayan ilk cumhurbaşkanı olacak. Bugün için Aleviler Türkiye’nin 85 milyonluk nüfusunun yüzde 16’sını oluşturuyor. Geri kalanların neredeyse tamamı Sünni ve etnik olarak karışık durumdalar. Alevilerin bir kısmı Kürt, bir kısmı Türk ya da Türkmen. Modern Türk devletindeki tarihleri kan ve güvensizlikle dolu.

Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk idaresi altında 1923 yılında kurulduğunda, Osmanlı İmparatorluğunun son derece kozmopolit ve çok kültürlü kalıntılarını yalnızca Türklerin yaşadığı bir hale dönüştürmek için bir kampanya başlattı. Hükümet, Yunan, Yahudi, Alevi ve Ermeni ya da Süryani/Asuri Hristiyan olmanın bir şekilde Türk olmaktan daha değersiz olduğu fikrini dayatarak azınlık ırklarını dinlerini ve dillerini bastırmaya çalıştı. Kürtler için durum daha aşırı boyuttaydı; 1991 yılına kadar on yıllar boyunca hükümet, var olmadıklarını iddia etti. Yirminci yüzyıl boyunca Türkiye’deki azınlıkların çoğu öldürüldü, sınır dışı edildi ya da başka bir şekilde ülkeyi terk etmeye zorlandı ve kalanlar da kökenleri konusunda sessiz kalmayı ve “Türklüklerini” ön plana çıkarmayı öğrendi.

1937-1938 yıllarında yerel bir isyanın ardından Türk askerleri, tarihçilerin tahminlerine göre on binlerce Alevi erkek, kadın ve çocuğu, Kılıçdaroğlu’nun ailesinin evinin çevresindeki -yerel halkın Dersim dediği ve Atatürk döneminde adı Tunceli olarak değiştirilen- dağlık bölgede öldürdü. Tarihçiler dönemin hükümetinin bunu medenileştirme görevi olarak gördüğünü söylüyor. 2011 yılında dönemin başbakanı Erdoğan cinayetleri “katliam” olarak nitelendirdi ve yarım özür diledi. Kılıçdaroğlu’nun teyzesi de dahil olmak üzere ailesinden 40 kişi o dönem öldürüldü. Kılıçdaroğlu yıllarını katliamları araştırmakla ve korkunç olayların tarihi belgelerini ve evraklarını derlemekle geçirdi. Kılıçdaroğlu’nun kuzeni 56 yaşındaki Düzgün Karabulut geçen hafta Dersim’de bir kafede buluştuğumuzda şunları anlattı: “Yaşlılar bize her şeyi anlatmadı. Çünkü anlatırlarsa bizi devletten nefret etmeye kışkırtacaklarını düşündüler. (…) Annem en sonunda bana anlattığında bir hafta uyuyamadım. Bir hiç uğruna sivilleri, çocukları, kadınları öldürdüler.”

O zamandan bu yana geçen on yıllar boyunca Aleviler ayrımcılığa ve Türk milliyetçilerinin saldırılarına maruz kaldılar. Sivas’ta 1993 yılında bir otelde onlarca Alevi aydının ölümüne yol açan yangın da buna dahil. Yangın saldırganları hiçbir zaman yakalanmamış olsa da büyük ölçüde aşırı milliyetçiler sorumlu tutuldu. Erdoğan’ın ilk dönemlerinde azınlıkların durumu iyileşmeye başladı. Türkiye’deki 14 milyon Kürtle temas kuruldu, gerillalarla barış süreci başlatıldı ve arşivlerin açılacağı ve dünyanın büyük bölümünün soykırım olduğuna inandığı Ermenilerin katledilmesinin arkasındaki gerçeklere karar vermeleri için tarihçilerin erişimine izin verileceği sözü verildi.

Ballıca mezrasında büyüyen yedi kız ve erkek kardeş, babalarının Bingöl’de iş bulup köyü terk etmelerinden sonra Kemal Kılıçdaroğlu okulunda başarılı oldu ve sınıfını birincilikle bitirerek büyük bir ildeki akrabalarının yanına gönderildi. Kılıçdaroğlu’nun ağabeyi “Hepimiz çok okurduk ama en çok o okurdu. Çok zekiydi.” diyor. Maliye mezunu olduktan sonra Kılıçdaroğlu Maliye Bakanlığında işe başladı. 2002 yılında ise CHP’den milletvekili oldu. Basamakları hızla yükseldi ancak Dersim katliamlarını araştırmak için yıllarını harcasa da kamuoyu önünde geçmişi ve etnik kimliği hakkında pek söz etmedi. Erdoğan 2014 yılında Alevi köklerinden utandığını ima ederek onu Alevi köklerini saklamaya çalışmakla suçladı.

Ziya Kılıçdaroğlu ailesinin nereden geldiğinden utanmadığı ve geçmişleri hakkında daha açık olmaya başladığını şu sözlerle dile getirdi: “Geçmişini bilmiyorsan geleceğini de bilemezsin. Daha önce dinimiz hakkında konuşmaktan rahat değildik. Sadece saklıyorduk. İnsanların önünde dua etmiyorduk. Şimdi Alevi, Sünni ya da herhangi bir şey dememizde sorun yok.” Çoğu kişi Erdoğan’ın seçimlerden önce Kılıçdaroğlu’nun dinini ve etnik kökenini hedef alarak yeniden saldırmasını bekliyor. Erdoğan’ın bazı çekirdek dindar tabanı için, aşırı muhafazakarlar için ateist ya da mürted olarak görülen bir Alevi’ye oy verme düşüncesi imkansız nitelikte

Kılıçdaroğlu’nun geçen hafta bir iftarda yanlışlıkla ayakkabıyla bir seccadenin üzerine basarak -ağır bir hakaret- kendisine zarar verdi. Bazı muhafazakar seçmen için bu olay, laik düzen tarafından ayrımcılığa uğramış ve küçümsenmiş hissettikleri Erdoğan öncesi günleri hatırlattı. Ancak Ziya Kılıçdaroğlu, kardeşinin tevazu ve samimiyetinin galip geleceğine ve uzun mağlubiyet döngüsünün kırılacağına inanıyor: “Mütevazı bir insan olduğu için çok başarılı olacak. Kamuoyu önünde pek konuşmuyor ve sadece seçimle ilgili şeyler söylüyor. Gerçekten söylemek istediği şeyleri söylüyor ve bunu gerçekleştirmek için elinden gelenin en iyisini yapıyor.”

THE TIMES: “İSLAMCI ERDOĞAN BİLE TÜRKİYE’NİN YENİ DEVASA CAMİSİNİ DOLDURMAKTA ZORLANACAK”

Türkiye’nin en yeni camisine girdiğinizde ilk dikkati çeken şey taze boya ve yeni döşenmiş halı kokuları. İkincisi de büyüklüğü. Bu ay açılacak olan Diyarbakır Merkez Camisi’nin kapalı alanı, Arapça kaligrafiyle bezenmiş turkuaz, altın ve zengin mavinin çeşitli tonlarının kuşattığı sekiz köşeli kubbesinin tepesinden zemine kadar 30 metre uzunluğunda. İçeride 10 bin kişinin ve dışarıdaki alanda da 15 bin kişinin daha ibadet edebileceği alan var. Kompleks ayrıca bir konferans merkezine, gençlik merkezine ve sergi salonuyla 500 araçlık bir yer altı otoparkına da ev sahipliği yapıyor.

Caminin maliyeti 19 milyon sterlini buldu ve iş adamları tarafından finanse edildi ancak temelini, Nisan 2017’de Cumhurbaşkanı Erdoğan attı. İnşa eden firma, milenyumun başından, yani Erdoğan AK Partisiyle iktidara geldiğinden, beri devlet ihalelerini kazanıyor. Ancak caminin proje müdürü bile caminin nadiren doldurulacağını kabul ediyor. Hüseyin İçöz, alanın ucundaki geçici ofisinde, “Tamamen ihtiyaç için değil, daha çok bir medeniyetin sembolü. Bizim medeniyetimizde İslam hep vardı. Bu cami gelecekte ve sonsuza dek bir miras bırakacaktır.” diyor

Cami dışardan beton bir uzay gemisi gibi uyumsuz bir şekilde yükseliyor. Türkiye’nin Kürtlerin çoğunlukta olduğu güneydoğusunun fiili başkenti olan şehir son on yılda, Erdoğan’ın Kürt aktivizmi, siyaseti ve militanlığına yönelik artan baskının ön saflarında yer aldı. 2015-16’da Türk güvenlik güçleriyle Kürt ayrılıkçı milis PKK arasındaki çatışmalarda tarihi merkezin büyük bir kısmı yok edildi. 2018’deki son genel seçimlerde Diyarbakır’da oyların yüzde 65,5’ini kazanan Kürt kökenli HDP, kapatma davasıyla karşı karşıya ve seçilmiş belediye başkanlarının tamamı, merkezi hükûmet tarafından görevden alındı.

Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarında 20 bin kadar yeni cami açıldı. Bir kısmı küçük ve daha önce camisi olmayan köylerde inşa edilmişken diğerleri ise hemen hemen her yeni kamu binasına eklendi: havaalanları, yeni konut projeleri ve devlet kompleksleri. Son olarak da Diyarbakır örneğinde olduğu gibi neredeyse ülkedeki her kentin önemli noktalarına inşa edilen büyük camilerin yanında Balkanlar, Orta Doğu ve Avrupa’daki denizaşırı ülkelerde de camiler inşa edildi. Erdoğan, 2019 yılında Birleşik Krallık’ta düzenlenen NATO toplantısına katıldığı sırada büyük bir kısmını hükûmetin inşa ve finanse ettiği Cambridge Merkez Camisi’ni açtı. Türkiye’deki yeni camiler büyük ölçüde başarısız olan ülkesini İslamlaştırma girişimlerinin en görülür işaretlerinden. Din eğitimi veren okulların muazzam sayıda artmasına, alkol üzerindeki vergilerin artırılmasına ve Diyanet’in devasa bütçesine rağmen camiye giden sayısı çok değişmedi.

Diyarbakır’dan daha ilgisiz çok az yer var: toplumunda muhafazakâr kesimler olsa da HDP laik, feminist değerleri destekliyor ve genç kentli Kürtler nadiren Müslümanlığı tatbik ediyor. Çoğu Türk gibi İçöz de dinini pragmatist bir bakış açısıyla yaşıyor: Ramazan ayında oruç tutuyor ama hiç namaz kılmıyor ya da camiye gitmiyor. Projesinin Diyarbakır halkını Allah’a yakınlaştırmasından çok daha fazla onun dünyevi yönleri -büyüklüğü, ambiyansı ve yüzyıllar boyunca kent üzerinde yükselecek olması- hakkında heyecan dolu. İçöz “Devam edip etmeyeceğini bilmiyorum. Türkiye Cumhuriyeti ilk kurulduğunda Batı ile bütünleşmek istiyordu. Kültürün nasıl değişeceğini bilmiyoruz. Eski Mısırlılardan sonra hiç kimse bir daha piramit inşa etmedi ama onlar günümüze kadar kaldı.” diyor.

HDP, bir kilometre kadar uzaklıkta barlar, bakkallar ve müşterilerle dolu sokaktaki küçük ofislerinde seçim kampanyasını başlatırken İçöz de caminin son rötüşları üzerinde çalışıyordu. HDP, yaklaşmakta olan kapatma davasını bertaraf etmek için yeni Yeşil Sol Parti bayrağı altında tamamen yeni bir aday grubuyla milletvekili seçimlerine katılıyor. Yeni logo da stil ve renk bakımından eskisine benziyor. Diyarbakır HDP il yöneticisi Mervan Yıldız, Kürtlerin kendilerini tüm siyasi alanların dışına iten rejimlerin etrafından dolaşmaya alışkın olduğunu ifade ederek “Bu iktidar artık ideolojisiyle tüm kurumlarda. Sağlıkta, eğitimde her yerde. Bu seçim faşizme devam edilip edilmeyeceği kararıdır.” dedi.

REUTERS: “ABD, TÜRKİYE’NİN RUSYA İLE TİCARETİNİN AZALDIĞINI GÖRMEK İSTİYOR”

Üst düzey ABD’li yetkili, Türkiye’nin G7’den gelen baskının ardından yaptırım uygulanan Batı ürünlerinin Rusya’ya gönderimini durdurmayı kabul ettiğini hatırlattı ve Washington’ın yakından izlediği Ankara-Moskova ticaret verilerinde düşüş beklendiği konusunda uyardı. ABD Dışişleri Bakanlığının Yaptırım Koordinasyon Ofisi Başkanı James O’Brien Reuters’e yaptığı açıklamada, Türk yetkililerin birçok ülke ve kurumla iletişimlerinde, yaptırım uygulanan ürünlerin Rusya’ya yeniden ihracatına yasak getirdikleri konusunda “çok net” olduklarını ancak Washington’ın henüz bir değişiklik görmediğini söyledi.

O’Brien, “Bunu görmemiz biraz zaman alacak ancak mart ve nisan ticaret verilerini göreceğiz ve bu ticaretin önemli ölçüde düştüğünü görmeyi bekleyeceğiz. Beni sadece rakamlar ilgilendiriyor.” şeklinde konuştu. ABD ve müttefikleri, Ukrayna’yı işgalinin ardından Rusya’ya kapsamlı yaptırımlar getirse de Rusya’nın Karadeniz komşusu Türkiye ile Hong Kong gibi diğer ticaret merkezlerden tedarik yolları açık kalmaya devam etti.

İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliğinden geçen ay yapılan açıklamada, Türk hükümetinin şirketlere yasaklı yabancı ürünlerin listesini verdiği ve 1 Mart’tan itibaren Rusya’ya aktarılmaması talimatı verildiği belirtilmişti. Kazakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden de gelişme görmek istediklerini söyleyen O’Brien, “Bunun G7 için çok yüksek bir öncelik olduğunu açıkça belirtiyoruz – Rusya bu malları silah yapmak için kullanmaktadır.” dedi.

RAI EL YEVM: “ABD GELECEK SEÇİMDE BELİRLEYİCİ BİR ROL OYNAR MI? KİMİN LEHİNE?”

14 Mayıs günü yüksek enflasyondan ve paranın dolar karşısındaki değer kaybından muzdarip seçmenin kararı sandık başında nasıl etkilenecek kimse tam olarak bilmiyor. Maliye Bakanlığından çıkan veriler ülkenin genel bütçe açığının Şubat 2023’te 170 milyar 560 milyon liraya yükseldiğini gösterdi. Dört aday arasındaki rekabet ise kızışmış durumda; her biri diğerinin olumsuzluklarını göstererek kendini öne çıkarmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önündeki temel engel veya seçmen açısından değerlendirilmesi; hükümetinin deprem felaketiyle baş etmekteki yanı sıra ekonomideki kararlarıyla seçmenin güvenini yeniden kazanmaktaki başarısının boyutuyla ilgili olabilir. Ekonomik kararları enflasyonu frenlemiş görünmüyor. Buna karşılık Erdoğan dış politikayla ilgili dosyaları kullanarak kendisini destekleyenlerde heyecan yaratabilir, Türklerin onu yeniden seçmelerini sağlayabilir.

Erdoğan ABD’nin geleneksel müttefiki sayılır ama muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret eden ABD Ankara Büyükelçisi Jeff Flake’i eleştirerek dikkati çeken bir tavır sergiledi. Bu ziyaret, Türk muhalefetine yardım etmek ve Erdoğan’dan kurtulmak isteyen bir ABD-Batı iradesi olduğu izlenimi verdi. Erdoğan ise kendini Türkiye’nin kararlarının ABD’den bağımsız olmasını isteyen biri gibi gösteriyor. Erdoğan’ı destekleyenlerse gerçekten öyle olduğunu, kimi zaman ABD ile atışan bir politika benimsediğini düşünüyor. Türk seçmen seçim sandığına giderken ülkesinin ABD’ye tabiiyetini veya İsrail ile normalleşmesini umursayacak mı bilinmez. Lakin Erdoğan buna bel bağlamış görünüyor. Nitekim ABD Büyükelçisi’nin muhalefet lideriyle bir araya gelmesini eleştirirken buna ışık tutuyor. Hatta İstanbul’da düzenlenen açılış törenlerinde yaptığı konuşmada, “Bu seçimde Amerika’ya bir ders vermeliyiz.” diyerek ABD’ye karşı sert bir dil kullandı.

İktidar partisinin seçimi kazanmak için bel bağladığı muhafazakâr kesimi muhalefet adayı da kazanmaya ve onlara teminat vermeye çalışıyor. Bir görüşe göre Batı’nın Padişah Erdoğan’ı devirme arayışı meselesinin muhatabı olan kesim de muhafazakârlar. Cumhurbaşkanı, Flake’in Kılıçdaroğlu’nu ziyaretine büyük tepki gösterdi; onu haddini aşmamaya, görevini yapmaya çağırdı, bir daha bu Büyükelçi’yi ağırlamayacağını vurguladı. Buna karşılık hasımları, Erdoğan’ın daha önce Gazze saldırıları sırasında İsrail’e de uzanan hatta boykota kadar varan sonrasında Kaşıkçı krizi sırasında Suudi Arabistan’ı ve Gülen’i teslim etmeyen ABD’yi içine alan saldırgan hitaplarıyla tanındığı görüşündeler.

Şimdiyse Erdoğan herkesle uzlaşı içinde. Gözlemciler ABD yönetiminin özellikle de henüz Başkanlık adayıyken “New York Times’a” verdiği bir röportajda Erdoğan’ı diktatör diye niteleyen ve Washington’ın Türkiye’deki muhalefet liderlerini Erdoğan’ı seçim yoluyla devirmeye teşvik etmesi gerektiğini söyleyen Biden yönetiminin seçimlere müdahalede ne denli ciddi olduğu üzerinde duruyorlar. O halde Biden’ın kastettiği seçim bu olabilir mi? Yoksa Biden’ın seçim vaatleri tıpkı Suudi Arabistan ile olduğu gibi buhar olur mu?

Türk muhalefeti ise göründüğü kadarıyla ABD desteği meselesine endişeyle yaklaşmıyor zira zaten Batı’ya açık, Rusya’ya ise tarafsız bir seçim programı sundu. Ayrıca bu satırlar yazılana kadar yöneticilerini ABD’li yetkililerle bir araya getiren görüşmeleri yalanlamadığı gibi doğrulamadı da. Nasıl ki Erdoğan seçimi kaybetmesinin sebebinin ABD’nin Kılıçdaroğlu’na vereceği destek olacağı izlenimi vermeye çalışsa da Türk muhalefeti de ülkenin Katar’a ve yatırımlarına ipotek edilmesini kınadı -bunların başında tank palet fabrikası geliyor-.

Muhalefet bunu özelleştirme olarak tanımlarken iktidar işletme hakkı devri olarak savundu. Kılıçdaroğlu ise TSK’nın 20 milyar dolarlık en büyük savunma sanayinin karşılıksız olarak Katar ordusuna teslim edildiğini söyledi. Gelecek seçimlerde muhalefet liderine yönelik varsayılan ABD desteği, Erdoğan ile ittifak halindeki Katar gibi devletlerin yanı sıra Suudi Arabistan ve BAE’nin Erdoğan’ın yanında olup olmayacağı sorusunu sorduruyor. Körfez devletleri bunu yaparlarsa Erdoğan’a olan sevgilerinden değil Çin himayesinde İran ile anlaşan Washington’ı rahatsız etmek için yapacaklar.

İTALYA BASINI

IL VENERDI DI REPUBBLICA: “ERDOĞAN’A KARŞI YEŞİL CEPHE”

Recep Tayyip Erdoğan’ın, iktidarda geçirdiği 20 yıldan sonra ilk kez zor gibi görünen bir yeniden teyit arayışı içinde olacağı 14 Mayıs’ta Türkiye’de yapılacak başkanlık seçimlerinde Yeşiller’in ağacı fark yaratabilir. Çevreci solun sembolü ağaç, HDP’nin Kürt adaylarının da siyasi anlamda evi olacak: Anayasa Mahkemesi tarafından; Türkiye, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nce bir terör örgütü kabul edilen PKK’yla bağlantılı olmakla suçlanan Halkların Demokrasi Partisi yasaklanma ihtimalinden kaçmak için böyle bir karar aldı. Kürtlere göre Erdoğan’ın bizzat kendi yönetiminin esin verdiği bir siyasi dava söz konusu: 11 Nisan’da savunma duruşması olacak ve her ne kadar 9 Mart’ta olumlu bir işaret -seçim kampanyası ışığında Mahkeme tarafından partinin kamu fonları aktifleştirildi- gelmiş olsa da HDP’nin liderleri güvenmiyor ve kendi adaylarını Yeşillerin listesinde yarıştırmaya karar verdiler.

Partinin yüzde 10 civarında hesaplanan bir oy havzası var ancak kendi adayını sunmayacak ve bu şekilde CHP’nin Cumhuriyetçilerinden İYİ Partinin milliyetçi sağına kadar uzanan bir muhalefet koalisyonunun lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu fiilen desteklemiş olacak. HDP’nin Eş Başkanı Mithat Sancar şunları duyurdu: “Ülkenin geleceği açısından tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya bulunuyoruz. Tek adam hükûmetine karşı oy kullanacağız.”

Kürtlerin Erdoğan’a olan yaklaşımları her zaman ihtilaflı olmadı. AKP’nin lideri, siyasi yükselişinin başlarında CHP’nin milliyetçi tavırlarının tersine diyalog ve barış adamını temsil ediyordu. Erdoğan 2015’teki seçimlerde yaşadığı düşüşün ardından tavrını değiştirdi ve HDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile çok sayıda aktivistin tutuklanmasına, Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı bölgelerin yerel yöneticilerin görevden alınmasına ve tutuklanmalarına götüren, baskıcı bir kampanya başlattı. Kürt nüfusun bir bölümünde popülerliğini koruyor ancak bu yeterli olmayabilir. Kılıçdaroğlu ise Kürtler tarafından CHP’nin milliyetçi geleneğinden uzak bir sosyal demokrat lider olarak algılanıyor. Kılıçdaroğlu’nun biyografisi de bu bağlamda ona yardımcı oluyor: Nazimiyeli olan Kılıçdaroğlu, Kürt çoğunluğun yaşadığı Tunceli ilinden geliyor ve Zaza etnisitesinden Alevi Müslüman bir ailede büyüdü: Azınlık olmanın ne anlama geldiğini biliyor.

RUSYA BASINI

TASS: “LAVROV TÜRKİYE’DEKİ SEÇİM KAMPANYASINI YORUMLADI”

Türkiye’de başlayan seçim kampanyasını yorumlayan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın hiçbir zaman diğer ülkelerin iç işlerine karışmadığını söyledi. Türkiye’deki seçim kampanyasını yorumlamasının istenmesi ve Moskova’nın hangi siyasi kuvveti desteklediği sorusunun sorulması üzerine Lavrov şöyle konuştu: “Beni yoksa birileriyle mı karıştırdınız? Amerikan temsilcilerin konuştuğu basın toplantılarına gitmenizi tavsiye ediyorum, onlara bu soruları sorabilirsiniz.”

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ortak basın toplantısında konuşan Lavrov sözlerini şöyle sürdürdü: “Zira Rusya Federasyonu iç işlere, şu veya bu ülkede seçim kampanyaları öncesinde başlayan tartışmalara bile hiçbir zaman karışmaz. Gözlemcilerin davet edilmesi gibi açıklık ilkeleri uyarınca bu demokratik işlemleri uygulayan ülkelerin yasalarına daima saygılıyız.” Rusya Dışişleri Bakanı bunun Türkiye gibi gelişmiş demokratik bir ülke dahil olmak üzere her ülkenin egemen bir meselesi olduğunu belirtti.

Lavrov, “Seçimle ilgili olsun ya da olmasın açıkça ve yüksek bir sesle ‘Çin şunu ve şunu yapmalı.’ diyen ABD, ayrı bir konu. Bu ABD’nin tarzı. Her ne kadar herkes bunu henüz dile getiremese de tüm normal insanların söz konusu tarzın temelinde yatan küstahlığı anladığından şüphem yok.” dedi. Lavrov son olarak şunları paylaştı: “Bugün bunu konuştuk. Meslektaşım AGİT’ten, Avrupa Konseyinden gözlemciler davet ettiklerini anlattı. Bu nedenle bu gözlemciler herhalde seçimlerden sonra meşru değerlendirmelerini yapacak. Bana gelince Türk tarafının hür ve demokratik seçimler organize edebilir olduğunu defalarca kanıtladığından eminim.

İSVİÇRE BASINI

SRF: “ZOR BİR DENGE… DOĞU İLE BATI ARASINDA TÜRKİYE”

1952’de NATO’ya katılan Türkiye, Batı savunma ittifakının en eski üyelerinden biridir ve aktif asker sayısı bakımından ABD’den sonra en büyük ikinci silahlı kuvvete sahiptir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Ankara, aynı zamanda İttifak ortaklarını rahatsız edici sallantılı bir rota izliyor.

Çünkü Ankara, Moskova’dan bir Rus silah sistemi olarak NATO savunma sisteminin güvenlikle ilgili bilgilerini ortaya çıkarabilecek S-400 kara ve hava füzelerini satın alıyor. Türkiye aynı zamanda, İttifak anlaşmasının bir parçası olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne ülkenin güneyindeki İncirlik NATO üssünde operasyonel nükleer savaş başlıklarının mutlak komutasını veriyor. Türkiye bir yandan Kırım Yarımadası’nın ilhakını ve Ukrayna’nın Ruslar tarafından işgalini kınıyor ve hatta Ukrayna’nın ulusal savunması için Kiev’e kendi Bayraktar İHA’larını tedarik ediyor.

Ancak Ankara Moskova’daki iktidar sahiplerine yönelik ekonomik yaptırımlara katılma konusunda isteksiz davranıyor. Uzun bir süre Karadeniz’e açılan İstanbul Boğazı’ndaki limanlar, ambargo nedeniyle Rusya’ya ancak gizli ve aracılarla ihraç edilebilen mallar için bir merkez görevi gördü. Türkiye bu oyun ile Rusya’ya tüketim ve sanayi malları ihracatını ikiye katlamayı başardı.

Ve Ankara Moskova ve Kiev ile savaşa rağmen Ukrayna’dan Orta Doğu, Afrika ve Asya’ya tahıl ihraç edilmesini sağlayan bir “tahıl anlaşmasını” müzakere ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan olası ateşkes görüşmeleri için uygun olduğunu düşünüyor. Ara bulucu olarak Türkiye bu, Türkiye’nin “açık kapı” doktrininin doruk noktası olacaktır. Recep Tayyip Erdoğan iç politikada bu şekilde puan toplamaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı uluslararası alanda tanınan bir ara bulucu ve müzakereci olarak; öncelikle para biriminin değer kaybetmesi ve enflasyon, ardından yıkıcı deprem ve devlet afet kurumları ile ordunun tereddütlü müdahalesi nedeniyle kendi ülkesindeki yetersizlikleri örtbas etmek istiyor.

Cumhurbaşkanı sadece zorunluluktan harekete geçmiyor. Rusya artan ikili ticari ilişkiler sayesinde, Ankara’nın dar gelirli kasasına oldukça fazla para akıtıyor. Türkiye’nin ilk nükleer santrali de Rus teknolojisi kullanılarak inşa ediliyor ve Rusya’nın rızası olmadan, Ankara’daki hükümet Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlere karşı riskli bir işgal ve müdahale politikası izleyemez. Recep Tayyip Erdoğan, Putin ile iyi ilişkilere güvenmeye devam etmek zorunda.

Mayıs ortasında yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinden sonra iktidar değişikliği olursa Türkiye’nin sallantılı rotasında bir değişim olacak mı? Rusya yanlısı tutum, Türkiye’de pek çok kişi tarafından kabul ediliyor, tıpkı bir NATO ortağı ve Avrupa Birliği’nin komşusu olarak kendinden emin bir duruş gibi. Ancak yeni siyasi çoğunluk, İsveç’in NATO’ya daha hızlı girmesinin önünü açabilir. Komşu Yunanistan’a yönelik devam eden sözlü saldırılar ve Rus silah sistemlerini stoklamaya devam etme tehdidi de son bulabilir. Ancak kesin olan bir şey var: Türkiye dengede kalmaya devam edecek ve bir 7 NATO üyesi olarak Rusya’ya yakınlaşmaya çalışacak. Belki de ortakların tümünün yararına.

patronlardunyasi.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir